ÇEVREYİ MERKEZ ALAN İŞLETMECİLİK
ENVIRONMENT FRIENDLY BUSINESS ADMINISTRATION
Balıkesir Üniversitesi Bandırma Meslek Yüksekokulu,İthalat İhracat Programı
Özet
Dünya hızla değişiyor en büyük mirasımız çevre de hızla değişmekte yalnız bu değişimin ivmesi o kadar ürkütücü ki yarınlara miras bırakacağımız çevre, güzelliklerini günden güne yitirmektedir. Gittikçe çevreye daha duyarlı hale gelen bir ortamda, işletme yöneticilerinin de işi zorlaşmaktadır. Yeşil yöneticiler, çevre dostu ürünlere olan talebi tahmin etmek, daha güvenli, sağlıklı ve daha az kirleten ürünler ve ambalajlama yöntemlerini geliştirmek, daha az kirleten üretim süreçleri tasarlamak, tehlikeli atıkları minimize etmek, teknolojik riskleri yönetmek, yenilenemeyen doğal kaynakları korumak ve çalışanlarının ve toplumun sağlığını korumak zorundadırlar. Sanayi bugün ve gelecek kuşaklar için, ekonomik gelişme ile çevre koruma arasında çatışan değil, ortaklaşa bir amacı paylaşan bir düşünceye sahip olmalıdır. Bu hassas durumdan hareketle bu çalışmada işletme yöneticilerinin çevreye duyarlı bir işletmecilik anlayışı sergilemeleri gerekliliği üzerinde durularak, çevreci yönetimin yapı taşları ile ilgili kavramsal bir çalışma yapılmıştır.
Anahtar Kelimeler: Çevreci İşletmecilik, Çevreci Üretim, Çevreci Pazarlama, Çevresel Muhasebe
Abstract
The world changes in a rapid way. Our biggest heritage environment changes too but the pace of this change is so eerie, environment that we will leave for future loses its beauties increasingly. In a surrounding which becomes more and more environment friendly, business of company managers becomes more difficult. Green managers have to estimate the demand to environment friendly products, develop safer, healthier and less polluting products and packaging methods, design less polluting production process, minimize harmful wastes, manage technological risks, protect nonrenewal natural resource and protect the health of their stuff and public. For generations of today and tomorrow, industry must have a way of thinking which shares a common purpose, not conflicting between economic development and environment protection. Taking this critical situation as a start point, an study has been conducted with building structures of environment friendly management by focusing on necessity to display environmentally-conscious management conception.
Key Words: Environmentalist Management, Environmentalist Production, Environmentalist Marketing, Environmental Accountancy
1. Giriş
Yaklaşık iki yüz yıllık bir geçmişi olan sanayileşme ile birlikte ortaya çıkan küresel ısınma, ozon tabakasının incelmesi, hava ve su kirliliği, toprak erozyonu ve ormanların yok olması gibi sorunlar, artan nüfus ile birlikte günümüzde insan yaşamı için ciddi tehlikeler oluşturmaktadır. Sanayinin gelişmesi ile özellikle son otuz yılda kimyasal madde kullanımında da önemli artış olmuştur. Birçok teknoloji dalında hammadde veya ara madde olarak kullanılması sonucu üretilen sanayi ürünlerinin insan yaşamını veya yaşam koşullarını kolaylaştırması ile kimyasal maddeler modern toplumların vazgeçilmez kaynaklarından biri olmuştur. Günümüzde bilinen 8 milyon civarında kimyasal maddenin 80 bin kadarı ticari dolaşımda aktif olarak kullanılmaktadır. Kimyasal maddelerin çoğunun patlayıcı, parlayıcı, oksitleyici, alevlenir, zararlı, aşındırıcı, tahriş edici, alerjik, kanserojen, mutajen, üreme için tahrip, çevre için tehlikeli gibi tehlike özelliklerinden bir veya birkaçına sahip oldukları bilinmektedir. Bu tür kimyasal maddeler tehlikeli olarak anılmaktadır. (Atay, 2004: 41) Dünyadaki büyük kazaların ana nedenlerinin başında da kimyasallar gelmektedir. Kimyasal kazalar ve yangınlar sadece işyerine değil aynı zamanda çevreye de zarar verirler. Çok tehlikeli bir kimyasalın bölgedeki ani bulaşıcılığı halk sağlığını ve çevreyi tehdit eder. Toplu ölümlere neden olduğu gibi çevrede birikime neden olarak uzun yıllar hastalık riski oluşturabilir. Serbest piyasanın yönlendirdiği işletmeler, toplumdaki değişen değerlere ve davranışlara cevap vermek, olumlu tepki göstermek durumundadırlar. Girişimciler, uzun dönemde, çevreye duyarlı işletmelerin tüketiciler tarafından daha çok kabul göreceğinin bilincindedirler. (Ünlü, 1999: 50) Gittikçe çevreye daha duyarlı hale gelen böyle bir ortamda, işletme yöneticilerinin de işi zorlaşmaktadır. Yeşil yöneticiler, çevre dostu ürünlere olan talebi tahmin etmek, daha güvenli, sağlıklı ve daha az kirleten ürünler ve ambalajlama yöntemlerini geliştirmek, daha az kirleten üretim süreçleri tasarlamak, tehlikeli atıkları minimize etmek, teknolojik riskleri yönetmek, yenilenemeyen doğal kaynakları korumak ve çalışanlarının ve toplumun sağlığını korumak zorundadırlar. (Shrivastava, 1993: 27) Sanayi bugün ve gelecek kuşaklar için, ekonomik gelişme ile çevre koruma arasında çatışan değil, ortaklaşa bir amacı paylaşan bir düşünceye sahip olmalıdır.
2. İşletmelerin Çevreci Yönetimi
İşletmelerin, dünyadaki çevre sorunlarının çözümünde önemli sorumlulukları bulunmaktadır. İşletmeler, çevre sorunlarının çözümünün bir parçası olmalı ve tüm faaliyetleri ile çevre konularını bütünleştirmelidirler. İşletmelerin çevre konularına yaklaşımları, çevre sorunları ortaya çıktıktan sonra çözümlerin bulunması olmamalı, çevre konularına proaktif bir yaklaşımı benimsemelidirler. Hükümetlerin, işletme faaliyetlerinin ekolojik etkilerini sıkı takip altına almaları ve kendini çevre korumaya adamış baskı gruplarının daha güçlü hale gelmelerine ilaveten, tüketicilerin de tüketim tercihlerinde çevreyi daha fazla göz önünde bulundurmaya başlamaları çevre konusunu işletmeler için stratejik bir alan haline getirmiştir. Çevrenin korunması konusunda tüketicilerden gelen talepler de, işletmeleri çevreye karşı daha duyarlı olmaya yönlendirmektedir. Tüketiciler, daha az kirlilik ve atık, daha fazla geri dönüşüm istemekte, yenilenebilir kaynakların daha fazla kullanımını ve ürünlerin ekosistem için daha güvenli olmasını talep etmektedirler. İşletme yöneticileri de değişimin gerisinde kalmamak için bu yöndeki talepleri stratejik kararlarda dikkate almak ve çevreye karşı daha duyarlı bir yönetim anlayışı geliştirmek durumundadırlar. (Nemli, 2001: 23–24) Sonuç olarak çevreye duyarlı işletmecilik, çevre dostu yönetim ya da yeşil yönetim olarak adlandırılabilen işletmecilik anlayışı, işletmelerin tüm faaliyetlerinde çevreyi dikkate alan, çevreye verilen zararı minimuma indiren, üretim süreçlerini değiştiren, çalışanlarını çevre duyarlılığı konusunda eğiten, çevreye zarar vermeyen teknolojileri kullanan, ekolojik çevrenin korunması için yeni projeler gerçekleştirmeyi ön planda tutan bir anlayıştır. (Karabulut, 2004: 51–68) Yeşil yönetim anlayışının işletmelerde benimsenebilmesi için işletmelerin bu anlayışa uygun faaliyetlerde bulunduklarında ne gibi kazançlar elde edecekleri konusunda bilgi sahibi olmaları gerekmektedir. Bu anlayış, işletmelerin rekabet avantajı, maliyetler, verimlilik, kârlılık, firma imajı, ihracat ve pazar payı gibi konularda kazanç sağlamalarına yardımcı olacaktır. (Karabulut, 2004: 52) Shrivastava, geleneksel yönetim anlayışıyla çevreye duyarlı anlayışı aşağıdaki tablo da görüldüğü gibi karşılaştırmaktadır.
Tablo.1. Geleneksel Yönetim- Çevreye Duyarlı Yönetim Karşılaştırması
Geleneksel Yönetim Çevreye Duyarlı Yönetim
Amaçlar:
• Ekonomik büyüme ve kâr
• Ortaklara sağlanan getiri Amaçlar:
• Sürdürülebilirlik ve yaşam kalitesi
• Ortakların refahı
Ürünler:
• Fonksiyon, stil ve fiyat için tasarlanmış ürünler
• Gereksiz atık yaratan paketleme Ürünler:
• Çevre için tasarlanmış çevre dostu ürünler
Organizasyon:
• Hiyerarşik yapı
• Yukarıdan aşağıya karar verme
• Karar vermede merkeziyetçilik Organizasyon:
• Hiyerarşik olmayan yapı
• Katılımcı karar verme
• Karar vermede merkezkaçlık
Çevre:
• Çevreye hâkim olma
• Çevrenin bir kaynak olarak yönetilmesi
• Kirlilik ve atıkların dışsallıklar olarak değerlendirilmesi Çevre:
• Doğayla uyum içinde olma
• Doğal kaynakların sınırsız olmadığının farkına varılması
• Kirlilik ve atıkların yönetilmesi ve minimize edilmesi
İşletme fonksiyonları:
• Pazarlama tüketimi arttırmayı amaçlar.
• Finansman kısa dönemde kârı maksimize etmek ister.
• Muhasebe geleneksel maliyetler üzerinde yoğunlaşır.
• İnsan kaynakları yönetimi işçi verimliliğini arttırmayı hedefler. İşletme fonksiyonları:
• Pazarlama tüketici eğitimi için vardır.
• Finansman uzun dönemli sürdürülebilir büyümeyi amaçlar.
• Muhasebe çevreyle ilgili maliyetler üzerinde yoğunlaşır.
• İnsan kaynakları yönetimi işyerinde sağlık ve güvenliği sağlamaya çalışır.
Kaynak: Nemli, Esra.(2000–2001).Çevreye Duyarlı Yönetim Anlayışı, İ.Ü.Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi,23–24.
Toplam Kalite Felsefesini benimsemiş kuruluşlarda da çevrenin korunması bir öncelik olarak yer alır. Toplam Kalite Yönetimi ile Çevre Yönetimi arasındaki benzerlikler bulunmaktadır. Dolayısıyla Toplam Kalite Yönetimini bünyelerine oturtmuş işletmeler ISO 14001 serisindeki çevreci standartları hiç zorlanmadan oluşturabilmektedirler. Günümüzde en güncel olarak iki Çevre Yönetim Sistemi mevcuttur. ISO 14001, EMAS (Eco-Management and Auditing Scheme), ISO 14001, merkezi Cenevre’de bulunan uluslararası standardizasyon merkezinin yayınladığı bir sistemdir. Üyelerinin gönüllü olarak katılmalarını öngörmektedir. EMAS sistemi ise AB’nin yayınladığı bir sistemdir. Bu sistem de üyelerinin gönüllü katılımını öngörmektedir.
2.1.Çevreci yönetim modelleri
İşletmeler çevreyle ilişkili birbirinden farklı yönetim şekilleri ortaya koymaktadır. Çevreci yönetim alanında baskın bir model bulunmamaktadır. Ancak adı en çok geçen stratejik model, Roome’un tanımladığı beş çevreci stratejiden oluşan modeldir. Henriques ve Sadorsky son iki seçeneği birbirine çok yakın olduğu için birleştirmiştir. (Henriques ve Sadorsky, 1999: 87–99) Birinci Çevreci seçenek, uymama stratejisidir. Bu işletmeler gerek yöneticilerinin yönetimsel beceriksizliklerinden veya çevreci maliyetlerini fazla bulduklarından dolayı çevre ile ilgili standartlara uyma konusunda isteksiz davranırlar. İkinci Seçenek, uyum stratejisidir. İşletme ancak çevre ile ilgili uygulamaları yasalar emrettiğinde yerine getirir. Kendi yönetim felsefesinden kaynaklı çevreci uygulamaları yoktur. Üçüncü Seçenek, uyumun fazlasını yapmaktır. Bu işletmeler yasalar emretmese dahi çevreci uygulamalarını kendi yönetim felsefelerinin içerisine sokarlar. Proaktif uygulamaları sayesinde çevre standartlarını aşan uygulamalar yerine getirirler. Dördüncü seçenek ise, proaktiflik stratejisidir. Bu işletmelerde çevre yönetim sistem ve standartları çok iyi işlemektedir. Bütün uygulamalar yerine oturmuştur. İşletme farklı işletmeler için bile standartlar oluşturmaya başlamıştır. Bu stratejiyi uygulayan işletmeler rekabet avantajı sağlarlar.
Tablo.2.Roome’s’ un Çevreci Stratejileri
Reaktif Proaktif
Organizasyonel Değişim Uymama Uyma Uymanın Fazlası Proaktiflik
Çevreci Teknoloji ve Teknikler * * *
Yönetim Yapısı ve Sistemleri * *
Organizasyonel ve bireysel değer/kültür *
Kaynak. McCartney, Jennifer–Rouse, Paul. (2004).A Framework For Sustainability, Strategy and Management Control”, Department of Accounting and Finance The University of Auckland Business School, Fourth Asia Pacific Interdisciplinary Research in Accounting Cenference, Singapore.24.
Tablo 2’den de anlaşılabileceği gibi uymama aşamasında organizasyonel değişimi gerektirecek herhangi bir neden bulunmamaktadır. Uyma safhasında sadece çevreci teknoloji ve teknikler kısmında organizasyonel değişim meydana gelmektedir. Uymanın fazlası safhasında ise çevreci teknoloji ve teknikler ile yönetim yapısı ve sistemleri organizasyonel değişim gerektirmektedir. Son safha proaktiflik safhasında ise çevreci teknoloji ve teknikler, yönetim yapı ve sistemleri, organizasyonel ve bireysel değer ve kültürel açıdan organizasyonel değişim köklü bir şekilde meydana gelmektedir.
2.2.Çevreci yönetim sistemi ve standartları
Çevre yönetim sisteminin amacı, çevre politikası çerçevesinde, kuruluşun faaliyet, hizmet ve ürünlerinden kaynaklanan ya da kaynaklanabilecek önemli çevre etkilerinin kontrol altında tutulması ve böylece çevre performansının sürekli geliştirilmesidir. Öncelikle çevre yönetim sisteminin kurulması gerekmektedir. Bu süreç, tam anlamıyla proje yönetimi mantığıyla düşünülmesi gereken bir süreçtir. Sistemi kurduktan sonra tarafsız bir belgelendirme kuruluşu tarafından belgelendirmenin yapılması gerekir. Eğer sistem gerekleri yerine getirildiyse standarda uygunluğu kanıtlayan bir belge verilir. Ancak sistemi sürdürmek gerekir bunu da belgelendirmeyi yapan tetkik kuruluşu yapar sistemin çalışıp çalışmadığını denetler. Diğer taraftan, işletmenin üst yönetiminin, projenin yapılmasına karar vermesi ve proje süresince projeyi desteklemesi gerekmektedir. Üst yönetimin bu konudaki tutumu çevre yönetim sisteminin başarısı için çok önemlidir. Daha sonra sistemin oluşturulmasında görev alacak personelden oluşan bir grubun oluşturulması gerekir. Oluşturulan bu proje grubu çevre boyut ve etkilerini belirler, çevreci politika, amaç ve hedefleri oluşturur. Amaç ve hedefleri birbirine bağlayan çevre yönetim programı hazırlanarak dokümantasyon sistemi oluşturulup çevre yönetim sistemi yürürlüğe konur, iç denetimler ve tetkik kuruluşu uzmanlarınca düzeltici faaliyetlere başvurulduktan sonra belgelendirme tetkiki gerçekleşir.
Tablo.3.Çevre Yönetim Sisteminin Oluşturulması
Kaynak: Kılanç, Burak.(2000). Sistem Yaklaşımı ve Çevre Yönetim Sistemi, ISO Çevre Şubesi, Çevre Seminerleri Notları.178.
Çevreci yönetim standartları, işletmelerin çevreyle ilgili sürdürülebilir performanslarının gerçekleşmesine yardımcı olmaktadır. Bu standartlar hali hazırda ve gelecekte ortaya çıkabilecek yasal düzenlemelere uyum sağlanmasını da kolaylaştırır. Bu alanda ISO 14001, EMAS, standartları dikkat çekicidir.
2.2.1.ISO 14001 çevre yönetim standartları
ISO 14001 serisi uluslararası piyasalarda hızla yaygınlaşmaktadır. Örneğin; Avusturya, İsviçre ve Türkiye 1995 yılında ISO 14001 standartlarını ulusal standartlar olarak kabul etmişlerdir. ISO 14001 Çevre Yönetim Sistem Standardı, kuruluşların çevreye olan etkilerinin belirlenmesini ve bu etkilere neden olan faaliyetlerini denetim altına almasını gerekli kılmaktadır. İşletmeler, kendi çevre politikasını belirlemeli, bütün faaliyetlerinde bu politika ile uyum içinde olmalı ve çevre performansını arttıracak amaçlar ve hedefler belirlenmelidir. Ayrıca standart, çevre performansının sürekli olarak izlenmesini, gözden geçirilmesini ve uygunsuzlukların periyodik denetimlerle ortaya çıkarılarak düzeltilmesini gerektirir. (ICC Danışmanlık, 2002) Yönetim biçimine ve uygulama ilkelerine çevre koruması faktörünün eklenmesi organizasyonlar açısından yeni bir yaklaşımdır. Zamanla davranış biçimlerinin değişmesi sonucu gelişen çevre bilinci, işletmeleri çevreye duyarlı olmaya zorlamaktadır. Bu zorlamanın sonucunda, çevre yönetim sistemlerine ilişkin uluslararası standartlar olan ISO 14001 işletmelerin gündemine girmiştir. (Tavmergen, 2007)
2.2.2.Eko yönetim ve denetim sistemi
Çevreyle ilgili kaygılar, büyüyen toplum baskısı ve düzenleyici önlemler, insanların dünya genelinde iş yapma biçimlerini değiştirmektedir. Müşteriler, tüketiciler ve hissedarlar, gittikçe artan bir şekilde, sosyal sorumluluk sahibi işletmelerce sunulan çevreyle arkadaş ürün ve hizmetleri talep etmektedir. Organizasyonlar için, yalnızca felsefelerinin değil aynı zamanda yatırım stratejilerinin ve günlük operasyonlarının çevreyle ilgili sürdürülebilir biçimde gerçekleştirildiğini göstermek gittikçe önem taşımaktadır. Avrupa Birliği ülkeleri 5.Eylem planında, ürün ve faaliyetlerin çevre üzerindeki etkilerinin yasal uygulamalardan çok, piyasa kuvvetleri tarafından kontrol edilmesini sağlayacak olan EMAS (Environmental Management and Audit Scheme) uygulamasını yürürlüğe koymuşlardır. EMAS; Avrupa Ekonomik Alanı içinde yer alan AB ülkeleri, Norveç, İzlanda ve Lihteştayn’daki çevre üzerinde etkisi olan tüm kuruluşların dâhil olabileceği bir çevre yönetimi sistemidir. (Çatalbaş, 2001:1) EMAS, Avrupa Birliği Eko-Yönetim ve Tetkik Programı olup, işletmeler ve diğer organizasyonlar için çevre performanslarını değerlendirme, raporlama ve iyileştirme aracı konumundadır. Program, kamu ve özel sektörler dâhil olmak üzere tüm ekonomik sektörlere açıktır. Katılım gönüllü olup, Avrupa Birliği ve Avrupa Ekonomik Bölgesi (EEA) içerisinde faaliyet gösteren organizasyonlarla genişlemekte olup, artan sayıda aday ülke de AB’ye giriş hazırlıklarının bir parçası olarak bu programı yürütmektedir. (EMAS, 2007) EMAS Sertifikasyonu aşağıdaki adımlardan oluşmaktadır.
—Kuruluşun tanımlaması, yapısı, faaliyetleri, ürünleri ve hizmetlerinin değerlendirilmesi.
—Kuruluşun çevre sorunlarının değerlendirilmesi.
—Kuruluşun yıllar bazında; hammadde, enerji ve su tüketimi, gürültü ve kirlilik emisyonlarının ve atıklarının yıllar bazında özetinin çıkarılması.
—Kuruluşun çevre politikasının ve yönetim sisteminin tanıtılması.
—EMAS akışının yönetim sistemine bütünleşmesi.
—Akreditasyon numarası verilerek EMAS logosunun kuruluş tarafından kullanımının serbest bırakılması. (EMAS, 2007)
EMAS’ın hedefleri arasında da;
—Organizasyonların EMAS yönetmeliğinde açıklandığı şekilde Çevre Yönetim Sistemi kurmaları ve uygulamaları.
—Bu sistemlerin performanslarının sistematik, tarafsız ve periyodik olarak değerlendirilmesi.
—Çevreci performans hakkında bilginin sağlanması, kamu ve diğer ilgili taraflarla açık bir diyalogun kurulması.
—Organizasyon personellerinin eğitimi ve aktif olarak işin içine girmeleri sayılabilir.
EMAS, ISO 14001 koşullarını içermekte olup, ISO 14001 sertifikası alındığında EMAS ile tekrarlanmasına gerek olmamaktadır.
3.Çevreyi Merkez Alan İşletmecilik
Sanayileşme, artan nüfus vb. faktörlerin doğal çevre üzerinde yapmış olduğu olumsuz etkilerin ortadan kaldırılması için dünyada ve Türkiye’de giderek artan sayıda işletme, çevre yönetim sistemlerini oluşturmakta ve çevreyle ilgili faaliyetlerini sistematik hale getirmektedir. Bu kapsamda işletmeler, çevre politikalarını belirlemekte, çevre boyutlarını ve etkilerini saptamakta, çevre amaç ve hedeflerini ortaya koyarak çevre yönetim programlarını oluşturmakta, oluşturulan çevre yönetim sisteminin gereklerini yerine getirerek sürekliliği ve iyileşmeyi sağlamaktadır. Ayrıca, çevre konusunda duyarlılığı artan kamuoyu tüketim tercihini çevreye duyarlı ürünler üzerinde yoğunlaştırmaktadır. Bu durumda, çevre dostu işletmelerin ürettikleri ürünler avantaj sağlamıştır. Böylesi bir sonuç işletmeleri çevre konusunda her şeyi yapmaya ya da konuyla ilgili yapılabilecekleri desteklemeye yöneltmektedir. Bu çerçevede işletmeleri çevreye duyarlı faaliyetlere yönlendiren nedenler şu şekilde sıralanabilir: (Çağlar, 1996: 91) Yasal zorunluluklar, çevre bilinci, işletmelerde sosyal sorumluluk, yetkili kurumların politika ve çalışmaları, uluslararası çevresel gelişmeler, rekabet, maliyet faktörleri. Bu faktörlere duyarlılık gösteren ve faaliyetlerini çevreyi merkez alarak yeniden tasarlayan işletmeler, piyasa ile iyi ilişkiler kurmak, müşteri gözünde olumlu işletme imajına sahip olmak vb. üstünlükler elde edeceklerdir. Bu kapsamda pazarlama, üretim, muhasebe-finansman, insan kaynakları yönetimi fonksiyonlarında meydana gelen önemli değişimler söz konusu olmaktadır.
Şekil.1.Çevreyi Merkez Alan İşletmeciliğin Fonksiyonları
Kaynak. AB Türkiye Temsilciliği.(Ocak–2003).Bursa Çevre Merkezi Aktüel, BTSO Yayın Organı Bursa Ekonomi’nin eki.2.
3.1. Üretim fonksiyonu
Çevreye duyarlı üretim, çevre dostu teknolojilerin yani çevreyi koruyan, daha az kirleten, tüm kaynakları daha sürdürülebilir şekilde kullanan, atıkları daha yüksek oranlarda geri dönüştürebilen ve daha kabul edilebilir şekilde bertaraf eden teknolojilerin kullanımıdır. Çevreye duyarlı üretim stratejisinin 3R’ si olarak adlandırılan ve yenilenemeyen doğal kaynakların daha az tüketilmesini ve kirliliğin azaltılmasını hedefleyen üç önemli strateji vardır. Bunlar: azaltma (Reduce), yeniden üretim (Remanufacture) ve yeniden kullanım (Reuse) dır. (AB Türkiye Temsilciliği, 2003:2) İşletmeler üretim sürecinde, girdi olarak malzeme ve enerji kullanmakta, süreç sonunda ise çıktı olarak ürün ve ürün olmayan çıktı olarak adlandırılan emisyonlar ve katı atıklar gibi çevreye zarar veren unsurlar oluşmaktadır. Sürdürülebilir kalkınma anlayışı çerçevesinde çevreye verilen zararın minimuma indirilebilmesi için işletmelerin bu zararlı etkileri yok etmeleri gerekmektedir. (AB Türkiye Temsilciliği, 2003:2) Mintzberg’e göre ürünlerin tasarımlarını tamamen değiştirerek farklı bir ürün ortaya koymak böylece ürünlerin şimdiye kadar ki baskın tasarım yapılarından bütünüyle farklı bir özellik ekleyerek müşterileri cezp etmek farklılaştırma türü olarak kullanılmaktadır. (Thompson ve Strickland, 2003: 150).
Mintzberg’in tasarım farklılaştırmasını, günümüz çevreye duyarlı işletmeleri hammadde ve enerji kaynaklarının azalması ve fiyatların yükselmesiyle çevre bilinci dışında da “ çevre dostu üretim teknikleri” aracılığıyla uygulamaktadır. Bu durumda teknoloji, ürün verimi en yüksek olan, en az yan ürün oluşturan ve üretim sırasında en az enerji gerektiren teknoloji ile değiştirilmiştir. (Usta, 2001: 55) İşletmelerin çevre dostu üretim politikaları aşağıdaki konuları kapsamaktadır.
• Yeni ve farklı ürünler geliştirilmesi ile yeni pazarlar yaratılması
• Çevreci ürünlerin üretimiyle işletme imajının kuvvetlendirilmesi
• Halen üretilmekte olan ürünlerin, yapılacak değişiklikler ve farklılaşma yolu ile geliştirilmesi, çevreye zararlı bir ürünün çevreci bir ürüne dönüştürülmesi.
Çevreye duyarlı üretim stratejileri hem işletme stratejisinin bir parçası haline gelmeli, hem de işletmenin bütün fonksiyonel alanlarına ve faaliyetlerine entegre edilmelidir. Fonksiyonel alanlar arasında pek çok noktada karşılıklı bağımlılık bulunduğundan bu bütünleşme çok önemlidir.
3.1.1.Eko verimlilik
Çevreyi daha az kirleten teknolojiler ve çevre dostu ürünler, müşterilerden gelen tepkilerin de artmasıyla özellikle 1980’lerin II. yarısından sonra, işletmeler çevresel sorunlar konusunda toplumdaki endişelerin arttığını daha fazla hissetmeye başlamıştır. Eko-verimlilik; verimliliği ve kârlılığı arttıran kaynak verimliliği kavramıyla işletmelerin çevreyle ilgili sorumluluklarını birleştiren önemli bir olgudur. Eko verimlilik için önerilen yaklaşımları üç temel başlık halinde gruplandırmak mümkündür. (Fiksel, 1996:50) Bunlar;
Daha temiz süreçler: Üretim süreçlerinin ve teknolojilerinin daha az kirlilik ve atık ortaya çıkaracak şekilde geliştirilmesi.
Daha temiz ürünler: Ürünlerin tasarım ve içeriğinin tüm ömürleri göz önünde bulundurularak daha az kirlilik ve atık oluşturacak şekilde geliştirilmesi.
Sürdürülebilir kaynak kullanımı: Tedarikçiler ve müşterilerde dâhil olmak üzere, sürecin bütününde üretilen birim ürün başına daha az madde ve enerji kullanımını sağlayacak şekilde üretim sisteminin değiştirilmesidir.
3.1.2.Yaşam döngüsü analizi (Life Cycle Analysis)
Herhangi bir malzemenin, ürünün veya sürecin, bütün yaşam döngüsü boyunca çevreye yaptığı etkileri sistematik biçimde değerlendirmek üzere kullanılan bir yöntemdir. (AB Türkiye Temsilciliği, 2003:2) Bu analiz söz konusu etkinliğin, belirlenen sınırlar içerisinde, içerdiği tüm aşamalar, tüm girdiler ile ara ve son ürünlerin bir yaşam döngüsü çerçevesinden beşikten-mezara (from craddle to the grave) izlediği tanımlı bir zaman ve mekân için yapılır. Yaşam Döngüsü Analizi bir karar mekanizması olmayıp, verilecek olan kararlara yardımcı olma niteliği taşır. (Demirer, 2007: 22) Yaşam Döngüsü Analizi, sürekli gelişmekte olan, asıl olarak ürünleri hedef alan ve pek çok kullanımı bulunan bir analizdir. Yaşam Döngüsü Analizi ana olarak çevresel etiketleme kıstaslarının geliştirilmesinde, ürünlerin hammaddelerinin, üretim süreçlerinin, donanımlarının, vb. değiştirilmesi ya/ya da yeniden tasarlanması aracılığıyla çevresel etkilerinin önlenmesi/azaltılması amacıyla kullanılır. Ayrıca, bir ürünün yaşam döngüsünün hangi aşamasında daha ayrıntılı bir atık denetleme uygulamasının gerekli olduğunu belirlemek için de faydalıdır. Temel olarak yaşam döngüsü analizi, dört bileşenden oluşur. (Demirer, 2007: 22)
1.Amaç Belirlenmesi: Bu aşamada söz konusu etkinlik / yaklaşım incelenerek, problemler net olarak tanımlanır. Buna bağlı olarak da değerlendirmenin amaç ve hedefleri belirlenir.
2. Yaşam Döngüsü Envanteri: Bu aşamada ürünün değişik süreçlerinde ne kadar enerji ve hammadde kullanıldığı ve çeşitli alıcı ortamlara ne kadar atık verildiği konusunda bilgi derlenir.
3. Etki Değerlendirmesi: Envanter analizinde belirlenen çevresel yüklerin neden olduğu çevresel etkilerin, değişik başlıklar altında (sera etkisi potansiyeli, asidifikasyon, vb.) belirlenmesini içerir. Bu değerlendirme ışığında söz konusu olan değişik etkinlik ve/veya yaklaşımların değişik başlıklar altındaki etkileri karşılaştırılır.
4. İyileştirme Değerlendirmesi: İsteğe bağlı olarak yapılan bu aşamada değişik süreçler değerlendirilerek, çevresel kirlilik yüklerinin önlenmesi / azaltılması için yapılması gerekli olan iyileştirmeler ve değişiklikler belirlenir.
Ürün yaşam süreçlerinin her basamağında alınan kararlarda çevresel ihtiyaçların da dikkate alınması ve bunun ürünün tasarım sürecine uyarlanması, sürdürülebilirliğin yeni bir boyutudur. Bu boyut, ürün geliştirme sürecinin her bir basamağı için yeni bir bakış açısı ve yönetim tarzı, yeni uygulama araçları ve metotları gerektirmektedir. Ayrıca işletmeler açısından bakıldığında sürdürülebilirliğin bu yeni boyutu, yepyeni pazar fırsatlarına işaret etmektedir. (Nakiboğlu ve Zeren, 2008:486)
3.1.3.Çevresel tasarım
Çevre için tasarım işletmelerin birtakım kararlar verme yolunda kendilerini sorgulamalarını gerektirir. Bu bağlamda, ürün stratejilerini geliştirenlerin ve ürün planlamacılarının öncelikle yanıtlamaları gereken sorulara örnek olarak aşağıdakiler gösterilebilir. (Tipnis, 1993:157-162) Rekabetçi bir ürün için çevre açısından güvenli ürün yaşam eğrisi tasarımı nasıl formüle edilir? Ürün yaşam eğrisi nasıl olmalıdır? Ürün ne kadar bir süre satılmalı ya da kiralanmalıdır? Ürün fonksiyonları, özellikleri, performansı, kalitesi ve güvenirliği için en doğru rekabetçi hedefler nasıl belirlenmelidir? Ürünü gerçekleştirme süreci nasıl organize edilmelidir? İşletmeler hayatta kalabilmek için müşteri veya halkın gözünde rakiplerden daha farklı oldukları imajını da pazarlayabilmelidir. Bunun içinde yukarıda sorulan soruları sürekli sorgulamaları gerekir. Ürün veya hizmetin bünyesinde veya niteliğinde farklılık yapacak ve müşteri için daha cazip hale getirecek her türlü çaba bu stratejinin içine girmektedir. Böylece ürünün; dayanıklılığı ya da sağlamlığı artacak, kullanım güvenirliliği yükselecek ve bundan doğacak riskler azaltılabilecektir. Eğer ürün kullanıcısının başarısını arttıracak bir ana mal ise nihai ürünün kalitesini yükseltebilecektir. Böylece müşteri rakiplerin ürünlerinden daha kaliteli bulduğu işletmenin ürünlerini tercih etmiş olacaktır. Bu farklılaştırma stratejisi çevresel tasarım da; bir işlem veya ürünü çevreyi gözeterek tasarlarken tüm ürün yaşam döngüsüne dikkat etme şeklinde görülmektedir. Uygulamada, ürünün üretiminde kullanılan malzemelere, bu malzemelerin geri dönüşümüne, yeniden kullanılabilirlik kapasitelerine, uzun dönemli çevresel etkilerine, kullanılan enerji miktarına, ayrıştırma ve yeniden üretim olanaklarına, ürünün dayanıklılık ve atık karakteristiklerine dikkat edilmelidir. Bu strateji, çevresel faktörlerin ürün veya işlemin tasarımından önce veya aynı anda düşünülmesi felsefesine dayanmaktadır. (Birdoğan ve Ekrem, 2002:153–175).
Tablo.4. Çevresel Tasarım Örnekleri
Kaynak. Saner, Samim.(11–12 Kasım 1998).Çevresel Tasarım, 7. Ulusal Kalite Kongresi, Tebliğler ve Özgeçmişler CDROM’u.4.
3.1.4.Çevreci satın alma uygulamaları
Çevre bilincinin artmasıyla birlikte, satın alma politikasıyla stratejik amaçları ilişkilendirmeyi amaçlayan, diğer fonksiyonlarla işbirliği içinde olan, çevre yönetim sisteminin geliştirilmesine katkıda bulunan, yeni aktif bir satın alma yönetimi yaklaşımının gerekliliği ortaya çıkmaktadır. Satın alma stratejisi çerçevesinde, çevreyle ilgili katlanılan maliyetleri azaltmak için piyasadaki fırsatlar sürekli olarak yeniden değerlendirilmeli, çevreye daha az zarar verecek malzemeler araştırılmalı ve üretimde kullanılmalıdır. Ekolojik ve ekonomik açıdan doğru satın alma kararlarını verebilmek için, tedarikçiler sadece teklif ettikleri fiyat bazında değil, ekolojik çevreye bakış açıları da göz önünde bulundurularak değerlendirilmelidir. Bu değerlendirme, çerçevesinde, tedarikçinin üretim süreçlerinin çevre dostu olup olmadığı ve çevreyle ilgili problemlerin çözümünde işbirliği yapmaya istekli olup olmadığı da dikkate alınmalıdır. (Nemli, 2000:168)
3.1.5.Sıfır yayımlı fabrika
Sıfır yayımlı fabrikanın ana fikri, üretimin tüm girdi faktörlerini nasıl kullanabileceği sorusuna dayanmaktadır. Örneğin, insan sağlığına ve ekosisteme verecekleri olası zararlar nedeniyle ağır metallerin geri kazanılması büyük önem taşımaktadır. Bu fikrin başlangıcı, endüstriyel ekoloji disiplinine dayandırılabilir. Yeni gelişmekte olan endüstriyel ekoloji disiplininin çekirdeğini doğal ekosistemlerdeki kapalı halkalar (closed loops) oluşturmakta ve ekonomik faaliyetlerle çevre sağlığı arasındaki dengeyi korumaya çalışmaktadır. Doğal ekosistemlerin birbirine bağımlı organizmalardan oluştuğu ve aralarında kaynak değişimi yoluyla dinamik bir dengeyi korudukları göz önünde bulundurulduğunda, endüstriyel ekosistemler de birbirlerinin atıklarını ve yan ürünlerini kullanan ve ortak bir çabayla çevreye verilen zararı minimize etmeye çalışan işletmelerden oluşmaktadır. (AB Türkiye Temsilciliği, 2003: 3)
3.2.Pazarlama fonksiyonu
Çevreci Pazarlama toplumsal pazarlamadan doğmuştur. Toplumsal Pazarlama, müşterileri sadece memnun etmekle kalmayıp toplumun ilgilerini de göz önüne almayı amaçlayan bir pazarlama yaklaşımıdır. Paydaşlık teorisine göre, hedefler ve politikalar oluşturulurken bir işletmenin faaliyetlerinden etkilenecek herkesin göz önüne alınması gerekir. Bu yaklaşım, işletmelerin yeşilci olma eğilimlerini arttırmıştır. (Blythe, 2001: 305–309) Çevreci Pazarlama; sürdürülebilir gelişme, sosyal sorumluluk, çevre koruma ilişkilerine uygun ürünlerin üretilmesi, tüketicilerin istek ve ihtiyaçlarını karşılarken uzun vadede kazançlı olmayı düşünürken çevreye verilen zararı minimum düzeye indirmeyi amaçlayan pazarlama düşünüşüdür. Çevreye duyarlı ve uyumlu ürünlerin üretilmesini teşvik edici önlemler geliştirmek ve uygulamak da bu kapsamda değerlendirilmektedir. Geri dönüştürülebilir, çevreyle dost ürünlerin üretilerek; fiyatının diğerlerine oranla yüksek olmasına karşın, tüketicilerin bu ürünleri tercih etmelerini sağlamaya çalışan tüm pazarlama çabalarıdır. Sadece ürünün kendisinin çevreye duyarlı olmasından değil aynı zamanda tasarımından başlayarak üretilmesi, dağıtılması, tüketilmesi ve sonrasında yaşanan süreçlerde çevreye duyarlı olmak anlaşılmaktadır. (Altunışık-Özdemir ve Torlak, 2006: 163) Tüm pazarlama fonksiyonlarını (ürün yönetimi, dağıtım kanalı ve tedarikçi seçimi, fiyat, ambalaj, reklam, satış kararları) çevreye, insan sağlığına ve kurum imajına zarar verip vermediği yönünde sorgulamak, çevreci pazarlamanın sürdürülebilirliğini sağlamaktır. (Altuntuğ, 2008:36)
3.2.1.Çevreci tüketicinin ortaya çıkışı
Tüketiciler için çevrecilik 1960’larda bir “uyanma zamanı”, 1970’lerde “harekete geçme dönemi”, 1980’lerde “hesaplı olma zamanı” ve 1990’larda “pazardaki güç” olarak tanımlanmıştır. Özellikle bu son dönemde tüketiciler, doğal kaynakları kullanmanın sınırları olduğunun ve düşünülenden çok daha hassas gerçekleri bulunduğunun farkına varmışlardır. (Ay ve Ecevit, 2005: 239) Çevreci tüketici bir takım ürünleri (tüketicileri veya diğer insanların hayatını tehdit eder ürünleri, üretimi, kullanımı ya da atıkları çevreye önemli şekilde zarar veren ürünleri, oransız olarak büyük miktarda kaynak tüketen ürünleri; fazladan ambalajlama, ilave özellikler ve aşırı derecede kısa ömürlü olmaları nedeniyle gereksiz atığa neden olan ürünleri; hayvanlara eziyet eden uygulamaları içeren ürünleri, diğer ülkeleri olumsuz etkileyen ürünler gibi) almaktan kaçınan kişi olarak tanımlanmaktadır. Bu gelişmenin pazarlama açısından etkilerine bakacak olursak, işletmelerin bu tüketicilerin ihtiyaçlarına cevap vermek için yeni ürün ve hizmetler geliştirdikleri görülecektir. Diğer yandan, medyanın ve bazı baskı gruplarının çevreci tüketicileri bilgilendirmesi, çevresel anlamda düşük performansa sahip işletmelere karşı bir tehlike oluşturmaya başlamıştır. (Özata,2006)
3.2.2.Çevreci pazarlama ve reklâm
Çevreci pazarlama stratejisi, işletmenin diğer fonksiyonlarından ayrı düşünülemez, piyasaya yeni bir ürün sürmek veya mevcut bir ürünü çevre dostu özelliklerle yeniden konumlandırmak, satın alma, finansman, insan kaynakları, üretim ve teslimat gibi bütün alanlarda ihtiyaç duyulan değişikliklerin yapılmasını gerektirmektedir. İşletme gerçekten çevre dostu olan ürünleri çevreci pazarlama stratejisiyle piyasaya sunmak istiyorsa şu sorulara vereceği cevapları değerlendirmelidir. (Nemli, 2000:172)
• Pazarlama planı söz konusu ürünün pazarında görülen çevreyle ilgili temel talepleri belirledi mi?
• Ürünün çevreye zararlı etkilerinin geçmişe göre daha az olduğu konusunda yeterli bilimsel ve teknolojik araştırma yapıldı mı?
• Ürünün yeni çevresel özelliklerinin maliyet, gelir ve kâr üzerindeki etkileri ne olacaktır?
• Değişen tüketici tutumları sonucunda pazar büyüklüğündeki değişikliklere işletme hazırlıklı mı?
• Söz konusu ürün veya ürünlerin geliştirilmesi veya yenilenmesi için ne kadar yeni yatırım gereklidir?
• Ürünün beşikten mezara bütün çevresel etkileri değerlendirildi mi?
• Ürün çevresel etkileri bakımından yeterli derecede test edildi mi?
• Çevreyle ilgili çıkar gruplarıyla görüşüldü mü? İşletme ürünleri aleyhindeki bir kampanyaya hazırlıklı mı?
• Ürünle ilgili iletişim stratejileri çevreyle ilgili yararları vurguluyor mu?
İşletmeler reklâm kampanyalarının içeriklerinde, hazırlanmasında ve sunumu sırasında hedef kitlelerine, doğaya ve çevreye duyarlı, doğanın korunmasına azami özen gösterdiklerini açıkça ortaya koyan reklâmlar sunmalı ve bunun politikalarının temelini oluşturduğunu belirtmelidir. (Erbaşlar, 2007)
3.3.Muhasebe ve finansman fonksiyonu
Çevresel Muhasebe; bir işletmenin tüm faaliyetlerinin çevresel olarak sınıflandırılması, envanterinin tutulması, envanterdeki değişimlerin izlenmesi, bu değişimlerin parasal ve/veya fiziksel boyutlarının ortaya konulması ve bunun, işletme bilançosuyla bütünleştirilip işletmenin gerçek kârlılığının ortaya konulması yönündeki düzenlemelerdir. Çevresel muhasebe, özellikle büyük işletmelerin yönetiminde giderek daha çok yer bulan çevre yönetim sisteminin bir alt sistemi veya çevre yönetim sistemini geliştirmede iyi bir başlangıç noktası olarak görülebilir. (TÜSİAD, 2005:25)
İşletmeler çevresel muhasebeyi;
* Kurumun imajını geliştirmek ve toplumlarda yükselen çevre hareketlerine cevap verebilmek için,
* Yürürlükte bulunan ve yürürlüğe konulması düşünülen çevre mevzuatına uyum sağlamak için,
* Pazar payı ve rekabet gücünü arttırmak için,
* Birçok farklı tarafla iletişime katkı sağlamak, bu anlamda, çevrede yaşayan halk, yerel yönetim ve diğer kuruluşlardan emisyon, koku, gürültü gibi konularda alınan şikâyet ve uyarıların değerlendirilmesi için,
* Yönetimsel riskleri azaltmada önemli bir rol oynadığı için,
* Çevresel performans ve halk sağlığına yönelik iyileştirmeler için,
* Kullanılan kaynaklar ve işletme maliyetlerinden sağlayacağı tasarruflar ve nihayetinde finansal performansın arttırılması için,
* Daha makul değerlerle sigortalanma imkânı sağlamak için,
* Yatırımların çevre dostu faaliyetlere yönelmesi için kullanırlar. (TÜSİAD, 2005:28)
3.3.1 Çevresel maliyetler
Çevresel Maliyetlerin hem dar hem de geniş tanımlamalarını yapmak mümkündür. Dar tanımlamada, işletmenin mal ve hizmet üretimi ile satışı sırasında doğrudan katlandığı veya ödediği konu ile ilgili maliyetlerdir. Üretim sonrasında ortaya çıkan katı atıkların bertaraftı ve/veya atık su arıtma maliyetleri, bu maliyetlerin içerisinde en fazla göze çarpan ve önemlilerindendir. Tanım genişledikçe, bu atığın toplanması ve bertaraftı sırasında harcanan işgücü ve sermayenin maliyeti ya da atık haline gelen hammaddenin ve girdilerin satın alınma değeri, belirli malzemelerin depolama maliyetleri, çevreye etki çerçevesinde alınan lisans maliyetleri de maliyet olarak kabul edilir.
Çevre koruma maliyetleri, işletmenin çevreyi korumak için aldığı önlemlere yönelik tüm harcamaları kapsar. Ancak çevre koruma harcamaları madalyonun sadece bir yüzüdür, atık ve emisyon maliyetleri, kirliliğin önlenmesi veya arıtma faaliyetlerinin öngördüklerinden çok daha fazlasını içermektedir. Dolayısıyla, atık bazı sektörlerde pazarlanabilen bir mal olmasına rağmen, genellikle hammaddelere yapılan ödeme düşünüldüğünde, atıktan elde edilecek faydanın payı daha azdır. (TÜSİAD,2005:35)
ÇEVREYİ MERKEZ ALAN İŞLETMECİLİK
ENVIRONMENT FRIENDLY BUSINESS ADMINISTRATION
Balıkesir Üniversitesi Bandırma Meslek Yüksekokulu,İthalat İhracat Programı
Özet
Dünya hızla değişiyor en büyük mirasımız çevre de hızla değişmekte yalnız bu değişimin ivmesi o kadar ürkütücü ki yarınlara miras bırakacağımız çevre, güzelliklerini günden güne yitirmektedir. Gittikçe çevreye daha duyarlı hale gelen bir ortamda, işletme yöneticilerinin de işi zorlaşmaktadır. Yeşil yöneticiler, çevre dostu ürünlere olan talebi tahmin etmek, daha güvenli, sağlıklı ve daha az kirleten ürünler ve ambalajlama yöntemlerini geliştirmek, daha az kirleten üretim süreçleri tasarlamak, tehlikeli atıkları minimize etmek, teknolojik riskleri yönetmek, yenilenemeyen doğal kaynakları korumak ve çalışanlarının ve toplumun sağlığını korumak zorundadırlar. Sanayi bugün ve gelecek kuşaklar için, ekonomik gelişme ile çevre koruma arasında çatışan değil, ortaklaşa bir amacı paylaşan bir düşünceye sahip olmalıdır. Bu hassas durumdan hareketle bu çalışmada işletme yöneticilerinin çevreye duyarlı bir işletmecilik anlayışı sergilemeleri gerekliliği üzerinde durularak, çevreci yönetimin yapı taşları ile ilgili kavramsal bir çalışma yapılmıştır.
Anahtar Kelimeler: Çevreci İşletmecilik, Çevreci Üretim, Çevreci Pazarlama, Çevresel Muhasebe
Abstract
The world changes in a rapid way. Our biggest heritage environment changes too but the pace of this change is so eerie, environment that we will leave for future loses its beauties increasingly. In a surrounding which becomes more and more environment friendly, business of company managers becomes more difficult. Green managers have to estimate the demand to environment friendly products, develop safer, healthier and less polluting products and packaging methods, design less polluting production process, minimize harmful wastes, manage technological risks, protect nonrenewal natural resource and protect the health of their stuff and public. For generations of today and tomorrow, industry must have a way of thinking which shares a common purpose, not conflicting between economic development and environment protection. Taking this critical situation as a start point, an study has been conducted with building structures of environment friendly management by focusing on necessity to display environmentally-conscious management conception.
Key Words: Environmentalist Management, Environmentalist Production, Environmentalist Marketing, Environmental Accountancy
1. Giriş
Yaklaşık iki yüz yıllık bir geçmişi olan sanayileşme ile birlikte ortaya çıkan küresel ısınma, ozon tabakasının incelmesi, hava ve su kirliliği, toprak erozyonu ve ormanların yok olması gibi sorunlar, artan nüfus ile birlikte günümüzde insan yaşamı için ciddi tehlikeler oluşturmaktadır. Sanayinin gelişmesi ile özellikle son otuz yılda kimyasal madde kullanımında da önemli artış olmuştur. Birçok teknoloji dalında hammadde veya ara madde olarak kullanılması sonucu üretilen sanayi ürünlerinin insan yaşamını veya yaşam koşullarını kolaylaştırması ile kimyasal maddeler modern toplumların vazgeçilmez kaynaklarından biri olmuştur. Günümüzde bilinen 8 milyon civarında kimyasal maddenin 80 bin kadarı ticari dolaşımda aktif olarak kullanılmaktadır. Kimyasal maddelerin çoğunun patlayıcı, parlayıcı, oksitleyici, alevlenir, zararlı, aşındırıcı, tahriş edici, alerjik, kanserojen, mutajen, üreme için tahrip, çevre için tehlikeli gibi tehlike özelliklerinden bir veya birkaçına sahip oldukları bilinmektedir. Bu tür kimyasal maddeler tehlikeli olarak anılmaktadır. (Atay, 2004: 41) Dünyadaki büyük kazaların ana nedenlerinin başında da kimyasallar gelmektedir. Kimyasal kazalar ve yangınlar sadece işyerine değil aynı zamanda çevreye de zarar verirler. Çok tehlikeli bir kimyasalın bölgedeki ani bulaşıcılığı halk sağlığını ve çevreyi tehdit eder. Toplu ölümlere neden olduğu gibi çevrede birikime neden olarak uzun yıllar hastalık riski oluşturabilir. Serbest piyasanın yönlendirdiği işletmeler, toplumdaki değişen değerlere ve davranışlara cevap vermek, olumlu tepki göstermek durumundadırlar. Girişimciler, uzun dönemde, çevreye duyarlı işletmelerin tüketiciler tarafından daha çok kabul göreceğinin bilincindedirler. (Ünlü, 1999: 50) Gittikçe çevreye daha duyarlı hale gelen böyle bir ortamda, işletme yöneticilerinin de işi zorlaşmaktadır. Yeşil yöneticiler, çevre dostu ürünlere olan talebi tahmin etmek, daha güvenli, sağlıklı ve daha az kirleten ürünler ve ambalajlama yöntemlerini geliştirmek, daha az kirleten üretim süreçleri tasarlamak, tehlikeli atıkları minimize etmek, teknolojik riskleri yönetmek, yenilenemeyen doğal kaynakları korumak ve çalışanlarının ve toplumun sağlığını korumak zorundadırlar. (Shrivastava, 1993: 27) Sanayi bugün ve gelecek kuşaklar için, ekonomik gelişme ile çevre koruma arasında çatışan değil, ortaklaşa bir amacı paylaşan bir düşünceye sahip olmalıdır.
2. İşletmelerin Çevreci Yönetimi
İşletmelerin, dünyadaki çevre sorunlarının çözümünde önemli sorumlulukları bulunmaktadır. İşletmeler, çevre sorunlarının çözümünün bir parçası olmalı ve tüm faaliyetleri ile çevre konularını bütünleştirmelidirler. İşletmelerin çevre konularına yaklaşımları, çevre sorunları ortaya çıktıktan sonra çözümlerin bulunması olmamalı, çevre konularına proaktif bir yaklaşımı benimsemelidirler. Hükümetlerin, işletme faaliyetlerinin ekolojik etkilerini sıkı takip altına almaları ve kendini çevre korumaya adamış baskı gruplarının daha güçlü hale gelmelerine ilaveten, tüketicilerin de tüketim tercihlerinde çevreyi daha fazla göz önünde bulundurmaya başlamaları çevre konusunu işletmeler için stratejik bir alan haline getirmiştir. Çevrenin korunması konusunda tüketicilerden gelen talepler de, işletmeleri çevreye karşı daha duyarlı olmaya yönlendirmektedir. Tüketiciler, daha az kirlilik ve atık, daha fazla geri dönüşüm istemekte, yenilenebilir kaynakların daha fazla kullanımını ve ürünlerin ekosistem için daha güvenli olmasını talep etmektedirler. İşletme yöneticileri de değişimin gerisinde kalmamak için bu yöndeki talepleri stratejik kararlarda dikkate almak ve çevreye karşı daha duyarlı bir yönetim anlayışı geliştirmek durumundadırlar. (Nemli, 2001: 23–24) Sonuç olarak çevreye duyarlı işletmecilik, çevre dostu yönetim ya da yeşil yönetim olarak adlandırılabilen işletmecilik anlayışı, işletmelerin tüm faaliyetlerinde çevreyi dikkate alan, çevreye verilen zararı minimuma indiren, üretim süreçlerini değiştiren, çalışanlarını çevre duyarlılığı konusunda eğiten, çevreye zarar vermeyen teknolojileri kullanan, ekolojik çevrenin korunması için yeni projeler gerçekleştirmeyi ön planda tutan bir anlayıştır. (Karabulut, 2004: 51–68) Yeşil yönetim anlayışının işletmelerde benimsenebilmesi için işletmelerin bu anlayışa uygun faaliyetlerde bulunduklarında ne gibi kazançlar elde edecekleri konusunda bilgi sahibi olmaları gerekmektedir. Bu anlayış, işletmelerin rekabet avantajı, maliyetler, verimlilik, kârlılık, firma imajı, ihracat ve pazar payı gibi konularda kazanç sağlamalarına yardımcı olacaktır. (Karabulut, 2004: 52) Shrivastava, geleneksel yönetim anlayışıyla çevreye duyarlı anlayışı aşağıdaki tablo da görüldüğü gibi karşılaştırmaktadır.
Tablo.1. Geleneksel Yönetim- Çevreye Duyarlı Yönetim Karşılaştırması
Geleneksel Yönetim Çevreye Duyarlı Yönetim
Amaçlar:
• Ekonomik büyüme ve kâr
• Ortaklara sağlanan getiri Amaçlar:
• Sürdürülebilirlik ve yaşam kalitesi
• Ortakların refahı
Ürünler:
• Fonksiyon, stil ve fiyat için tasarlanmış ürünler
• Gereksiz atık yaratan paketleme Ürünler:
• Çevre için tasarlanmış çevre dostu ürünler
Organizasyon:
• Hiyerarşik yapı
• Yukarıdan aşağıya karar verme
• Karar vermede merkeziyetçilik Organizasyon:
• Hiyerarşik olmayan yapı
• Katılımcı karar verme
• Karar vermede merkezkaçlık
Çevre:
• Çevreye hâkim olma
• Çevrenin bir kaynak olarak yönetilmesi
• Kirlilik ve atıkların dışsallıklar olarak değerlendirilmesi Çevre:
• Doğayla uyum içinde olma
• Doğal kaynakların sınırsız olmadığının farkına varılması
• Kirlilik ve atıkların yönetilmesi ve minimize edilmesi
İşletme fonksiyonları:
• Pazarlama tüketimi arttırmayı amaçlar.
• Finansman kısa dönemde kârı maksimize etmek ister.
• Muhasebe geleneksel maliyetler üzerinde yoğunlaşır.
• İnsan kaynakları yönetimi işçi verimliliğini arttırmayı hedefler. İşletme fonksiyonları:
• Pazarlama tüketici eğitimi için vardır.
• Finansman uzun dönemli sürdürülebilir büyümeyi amaçlar.
• Muhasebe çevreyle ilgili maliyetler üzerinde yoğunlaşır.
• İnsan kaynakları yönetimi işyerinde sağlık ve güvenliği sağlamaya çalışır.
Kaynak: Nemli, Esra.(2000–2001).Çevreye Duyarlı Yönetim Anlayışı, İ.Ü.Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi,23–24.
Toplam Kalite Felsefesini benimsemiş kuruluşlarda da çevrenin korunması bir öncelik olarak yer alır. Toplam Kalite Yönetimi ile Çevre Yönetimi arasındaki benzerlikler bulunmaktadır. Dolayısıyla Toplam Kalite Yönetimini bünyelerine oturtmuş işletmeler ISO 14001 serisindeki çevreci standartları hiç zorlanmadan oluşturabilmektedirler. Günümüzde en güncel olarak iki Çevre Yönetim Sistemi mevcuttur. ISO 14001, EMAS (Eco-Management and Auditing Scheme), ISO 14001, merkezi Cenevre’de bulunan uluslararası standardizasyon merkezinin yayınladığı bir sistemdir. Üyelerinin gönüllü olarak katılmalarını öngörmektedir. EMAS sistemi ise AB’nin yayınladığı bir sistemdir. Bu sistem de üyelerinin gönüllü katılımını öngörmektedir.
2.1.Çevreci yönetim modelleri
İşletmeler çevreyle ilişkili birbirinden farklı yönetim şekilleri ortaya koymaktadır. Çevreci yönetim alanında baskın bir model bulunmamaktadır. Ancak adı en çok geçen stratejik model, Roome’un tanımladığı beş çevreci stratejiden oluşan modeldir. Henriques ve Sadorsky son iki seçeneği birbirine çok yakın olduğu için birleştirmiştir. (Henriques ve Sadorsky, 1999: 87–99) Birinci Çevreci seçenek, uymama stratejisidir. Bu işletmeler gerek yöneticilerinin yönetimsel beceriksizliklerinden veya çevreci maliyetlerini fazla bulduklarından dolayı çevre ile ilgili standartlara uyma konusunda isteksiz davranırlar. İkinci Seçenek, uyum stratejisidir. İşletme ancak çevre ile ilgili uygulamaları yasalar emrettiğinde yerine getirir. Kendi yönetim felsefesinden kaynaklı çevreci uygulamaları yoktur. Üçüncü Seçenek, uyumun fazlasını yapmaktır. Bu işletmeler yasalar emretmese dahi çevreci uygulamalarını kendi yönetim felsefelerinin içerisine sokarlar. Proaktif uygulamaları sayesinde çevre standartlarını aşan uygulamalar yerine getirirler. Dördüncü seçenek ise, proaktiflik stratejisidir. Bu işletmelerde çevre yönetim sistem ve standartları çok iyi işlemektedir. Bütün uygulamalar yerine oturmuştur. İşletme farklı işletmeler için bile standartlar oluşturmaya başlamıştır. Bu stratejiyi uygulayan işletmeler rekabet avantajı sağlarlar.
Tablo.2.Roome’s’ un Çevreci Stratejileri
Reaktif Proaktif
Organizasyonel Değişim Uymama Uyma Uymanın Fazlası Proaktiflik
Çevreci Teknoloji ve Teknikler * * *
Yönetim Yapısı ve Sistemleri * *
Organizasyonel ve bireysel değer/kültür *
Kaynak. McCartney, Jennifer–Rouse, Paul. (2004).A Framework For Sustainability, Strategy and Management Control”, Department of Accounting and Finance The University of Auckland Business School, Fourth Asia Pacific Interdisciplinary Research in Accounting Cenference, Singapore.24.
Tablo 2’den de anlaşılabileceği gibi uymama aşamasında organizasyonel değişimi gerektirecek herhangi bir neden bulunmamaktadır. Uyma safhasında sadece çevreci teknoloji ve teknikler kısmında organizasyonel değişim meydana gelmektedir. Uymanın fazlası safhasında ise çevreci teknoloji ve teknikler ile yönetim yapısı ve sistemleri organizasyonel değişim gerektirmektedir. Son safha proaktiflik safhasında ise çevreci teknoloji ve teknikler, yönetim yapı ve sistemleri, organizasyonel ve bireysel değer ve kültürel açıdan organizasyonel değişim köklü bir şekilde meydana gelmektedir.
2.2.Çevreci yönetim sistemi ve standartları
Çevre yönetim sisteminin amacı, çevre politikası çerçevesinde, kuruluşun faaliyet, hizmet ve ürünlerinden kaynaklanan ya da kaynaklanabilecek önemli çevre etkilerinin kontrol altında tutulması ve böylece çevre performansının sürekli geliştirilmesidir. Öncelikle çevre yönetim sisteminin kurulması gerekmektedir. Bu süreç, tam anlamıyla proje yönetimi mantığıyla düşünülmesi gereken bir süreçtir. Sistemi kurduktan sonra tarafsız bir belgelendirme kuruluşu tarafından belgelendirmenin yapılması gerekir. Eğer sistem gerekleri yerine getirildiyse standarda uygunluğu kanıtlayan bir belge verilir. Ancak sistemi sürdürmek gerekir bunu da belgelendirmeyi yapan tetkik kuruluşu yapar sistemin çalışıp çalışmadığını denetler. Diğer taraftan, işletmenin üst yönetiminin, projenin yapılmasına karar vermesi ve proje süresince projeyi desteklemesi gerekmektedir. Üst yönetimin bu konudaki tutumu çevre yönetim sisteminin başarısı için çok önemlidir. Daha sonra sistemin oluşturulmasında görev alacak personelden oluşan bir grubun oluşturulması gerekir. Oluşturulan bu proje grubu çevre boyut ve etkilerini belirler, çevreci politika, amaç ve hedefleri oluşturur. Amaç ve hedefleri birbirine bağlayan çevre yönetim programı hazırlanarak dokümantasyon sistemi oluşturulup çevre yönetim sistemi yürürlüğe konur, iç denetimler ve tetkik kuruluşu uzmanlarınca düzeltici faaliyetlere başvurulduktan sonra belgelendirme tetkiki gerçekleşir.
Tablo.3.Çevre Yönetim Sisteminin Oluşturulması
Kaynak: Kılanç, Burak.(2000). Sistem Yaklaşımı ve Çevre Yönetim Sistemi, ISO Çevre Şubesi, Çevre Seminerleri Notları.178.
Çevreci yönetim standartları, işletmelerin çevreyle ilgili sürdürülebilir performanslarının gerçekleşmesine yardımcı olmaktadır. Bu standartlar hali hazırda ve gelecekte ortaya çıkabilecek yasal düzenlemelere uyum sağlanmasını da kolaylaştırır. Bu alanda ISO 14001, EMAS, standartları dikkat çekicidir.
2.2.1.ISO 14001 çevre yönetim standartları
ISO 14001 serisi uluslararası piyasalarda hızla yaygınlaşmaktadır. Örneğin; Avusturya, İsviçre ve Türkiye 1995 yılında ISO 14001 standartlarını ulusal standartlar olarak kabul etmişlerdir. ISO 14001 Çevre Yönetim Sistem Standardı, kuruluşların çevreye olan etkilerinin belirlenmesini ve bu etkilere neden olan faaliyetlerini denetim altına almasını gerekli kılmaktadır. İşletmeler, kendi çevre politikasını belirlemeli, bütün faaliyetlerinde bu politika ile uyum içinde olmalı ve çevre performansını arttıracak amaçlar ve hedefler belirlenmelidir. Ayrıca standart, çevre performansının sürekli olarak izlenmesini, gözden geçirilmesini ve uygunsuzlukların periyodik denetimlerle ortaya çıkarılarak düzeltilmesini gerektirir. (ICC Danışmanlık, 2002) Yönetim biçimine ve uygulama ilkelerine çevre koruması faktörünün eklenmesi organizasyonlar açısından yeni bir yaklaşımdır. Zamanla davranış biçimlerinin değişmesi sonucu gelişen çevre bilinci, işletmeleri çevreye duyarlı olmaya zorlamaktadır. Bu zorlamanın sonucunda, çevre yönetim sistemlerine ilişkin uluslararası standartlar olan ISO 14001 işletmelerin gündemine girmiştir. (Tavmergen, 2007)
2.2.2.Eko yönetim ve denetim sistemi
Çevreyle ilgili kaygılar, büyüyen toplum baskısı ve düzenleyici önlemler, insanların dünya genelinde iş yapma biçimlerini değiştirmektedir. Müşteriler, tüketiciler ve hissedarlar, gittikçe artan bir şekilde, sosyal sorumluluk sahibi işletmelerce sunulan çevreyle arkadaş ürün ve hizmetleri talep etmektedir. Organizasyonlar için, yalnızca felsefelerinin değil aynı zamanda yatırım stratejilerinin ve günlük operasyonlarının çevreyle ilgili sürdürülebilir biçimde gerçekleştirildiğini göstermek gittikçe önem taşımaktadır. Avrupa Birliği ülkeleri 5.Eylem planında, ürün ve faaliyetlerin çevre üzerindeki etkilerinin yasal uygulamalardan çok, piyasa kuvvetleri tarafından kontrol edilmesini sağlayacak olan EMAS (Environmental Management and Audit Scheme) uygulamasını yürürlüğe koymuşlardır. EMAS; Avrupa Ekonomik Alanı içinde yer alan AB ülkeleri, Norveç, İzlanda ve Lihteştayn’daki çevre üzerinde etkisi olan tüm kuruluşların dâhil olabileceği bir çevre yönetimi sistemidir. (Çatalbaş, 2001:1) EMAS, Avrupa Birliği Eko-Yönetim ve Tetkik Programı olup, işletmeler ve diğer organizasyonlar için çevre performanslarını değerlendirme, raporlama ve iyileştirme aracı konumundadır. Program, kamu ve özel sektörler dâhil olmak üzere tüm ekonomik sektörlere açıktır. Katılım gönüllü olup, Avrupa Birliği ve Avrupa Ekonomik Bölgesi (EEA) içerisinde faaliyet gösteren organizasyonlarla genişlemekte olup, artan sayıda aday ülke de AB’ye giriş hazırlıklarının bir parçası olarak bu programı yürütmektedir. (EMAS, 2007) EMAS Sertifikasyonu aşağıdaki adımlardan oluşmaktadır.
—Kuruluşun tanımlaması, yapısı, faaliyetleri, ürünleri ve hizmetlerinin değerlendirilmesi.
—Kuruluşun çevre sorunlarının değerlendirilmesi.
—Kuruluşun yıllar bazında; hammadde, enerji ve su tüketimi, gürültü ve kirlilik emisyonlarının ve atıklarının yıllar bazında özetinin çıkarılması.
—Kuruluşun çevre politikasının ve yönetim sisteminin tanıtılması.
—EMAS akışının yönetim sistemine bütünleşmesi.
—Akreditasyon numarası verilerek EMAS logosunun kuruluş tarafından kullanımının serbest bırakılması. (EMAS, 2007)
EMAS’ın hedefleri arasında da;
—Organizasyonların EMAS yönetmeliğinde açıklandığı şekilde Çevre Yönetim Sistemi kurmaları ve uygulamaları.
—Bu sistemlerin performanslarının sistematik, tarafsız ve periyodik olarak değerlendirilmesi.
—Çevreci performans hakkında bilginin sağlanması, kamu ve diğer ilgili taraflarla açık bir diyalogun kurulması.
—Organizasyon personellerinin eğitimi ve aktif olarak işin içine girmeleri sayılabilir.
EMAS, ISO 14001 koşullarını içermekte olup, ISO 14001 sertifikası alındığında EMAS ile tekrarlanmasına gerek olmamaktadır.
3.Çevreyi Merkez Alan İşletmecilik
Sanayileşme, artan nüfus vb. faktörlerin doğal çevre üzerinde yapmış olduğu olumsuz etkilerin ortadan kaldırılması için dünyada ve Türkiye’de giderek artan sayıda işletme, çevre yönetim sistemlerini oluşturmakta ve çevreyle ilgili faaliyetlerini sistematik hale getirmektedir. Bu kapsamda işletmeler, çevre politikalarını belirlemekte, çevre boyutlarını ve etkilerini saptamakta, çevre amaç ve hedeflerini ortaya koyarak çevre yönetim programlarını oluşturmakta, oluşturulan çevre yönetim sisteminin gereklerini yerine getirerek sürekliliği ve iyileşmeyi sağlamaktadır. Ayrıca, çevre konusunda duyarlılığı artan kamuoyu tüketim tercihini çevreye duyarlı ürünler üzerinde yoğunlaştırmaktadır. Bu durumda, çevre dostu işletmelerin ürettikleri ürünler avantaj sağlamıştır. Böylesi bir sonuç işletmeleri çevre konusunda her şeyi yapmaya ya da konuyla ilgili yapılabilecekleri desteklemeye yöneltmektedir. Bu çerçevede işletmeleri çevreye duyarlı faaliyetlere yönlendiren nedenler şu şekilde sıralanabilir: (Çağlar, 1996: 91) Yasal zorunluluklar, çevre bilinci, işletmelerde sosyal sorumluluk, yetkili kurumların politika ve çalışmaları, uluslararası çevresel gelişmeler, rekabet, maliyet faktörleri. Bu faktörlere duyarlılık gösteren ve faaliyetlerini çevreyi merkez alarak yeniden tasarlayan işletmeler, piyasa ile iyi ilişkiler kurmak, müşteri gözünde olumlu işletme imajına sahip olmak vb. üstünlükler elde edeceklerdir. Bu kapsamda pazarlama, üretim, muhasebe-finansman, insan kaynakları yönetimi fonksiyonlarında meydana gelen önemli değişimler söz konusu olmaktadır.
Şekil.1.Çevreyi Merkez Alan İşletmeciliğin Fonksiyonları
Kaynak. AB Türkiye Temsilciliği.(Ocak–2003).Bursa Çevre Merkezi Aktüel, BTSO Yayın Organı Bursa Ekonomi’nin eki.2.
3.1. Üretim fonksiyonu
Çevreye duyarlı üretim, çevre dostu teknolojilerin yani çevreyi koruyan, daha az kirleten, tüm kaynakları daha sürdürülebilir şekilde kullanan, atıkları daha yüksek oranlarda geri dönüştürebilen ve daha kabul edilebilir şekilde bertaraf eden teknolojilerin kullanımıdır. Çevreye duyarlı üretim stratejisinin 3R’ si olarak adlandırılan ve yenilenemeyen doğal kaynakların daha az tüketilmesini ve kirliliğin azaltılmasını hedefleyen üç önemli strateji vardır. Bunlar: azaltma (Reduce), yeniden üretim (Remanufacture) ve yeniden kullanım (Reuse) dır. (AB Türkiye Temsilciliği, 2003:2) İşletmeler üretim sürecinde, girdi olarak malzeme ve enerji kullanmakta, süreç sonunda ise çıktı olarak ürün ve ürün olmayan çıktı olarak adlandırılan emisyonlar ve katı atıklar gibi çevreye zarar veren unsurlar oluşmaktadır. Sürdürülebilir kalkınma anlayışı çerçevesinde çevreye verilen zararın minimuma indirilebilmesi için işletmelerin bu zararlı etkileri yok etmeleri gerekmektedir. (AB Türkiye Temsilciliği, 2003:2) Mintzberg’e göre ürünlerin tasarımlarını tamamen değiştirerek farklı bir ürün ortaya koymak böylece ürünlerin şimdiye kadar ki baskın tasarım yapılarından bütünüyle farklı bir özellik ekleyerek müşterileri cezp etmek farklılaştırma türü olarak kullanılmaktadır. (Thompson ve Strickland, 2003: 150).
Mintzberg’in tasarım farklılaştırmasını, günümüz çevreye duyarlı işletmeleri hammadde ve enerji kaynaklarının azalması ve fiyatların yükselmesiyle çevre bilinci dışında da “ çevre dostu üretim teknikleri” aracılığıyla uygulamaktadır. Bu durumda teknoloji, ürün verimi en yüksek olan, en az yan ürün oluşturan ve üretim sırasında en az enerji gerektiren teknoloji ile değiştirilmiştir. (Usta, 2001: 55) İşletmelerin çevre dostu üretim politikaları aşağıdaki konuları kapsamaktadır.
• Yeni ve farklı ürünler geliştirilmesi ile yeni pazarlar yaratılması
• Çevreci ürünlerin üretimiyle işletme imajının kuvvetlendirilmesi
• Halen üretilmekte olan ürünlerin, yapılacak değişiklikler ve farklılaşma yolu ile geliştirilmesi, çevreye zararlı bir ürünün çevreci bir ürüne dönüştürülmesi.
Çevreye duyarlı üretim stratejileri hem işletme stratejisinin bir parçası haline gelmeli, hem de işletmenin bütün fonksiyonel alanlarına ve faaliyetlerine entegre edilmelidir. Fonksiyonel alanlar arasında pek çok noktada karşılıklı bağımlılık bulunduğundan bu bütünleşme çok önemlidir.
3.1.1.Eko verimlilik
Çevreyi daha az kirleten teknolojiler ve çevre dostu ürünler, müşterilerden gelen tepkilerin de artmasıyla özellikle 1980’lerin II. yarısından sonra, işletmeler çevresel sorunlar konusunda toplumdaki endişelerin arttığını daha fazla hissetmeye başlamıştır. Eko-verimlilik; verimliliği ve kârlılığı arttıran kaynak verimliliği kavramıyla işletmelerin çevreyle ilgili sorumluluklarını birleştiren önemli bir olgudur. Eko verimlilik için önerilen yaklaşımları üç temel başlık halinde gruplandırmak mümkündür. (Fiksel, 1996:50) Bunlar;
Daha temiz süreçler: Üretim süreçlerinin ve teknolojilerinin daha az kirlilik ve atık ortaya çıkaracak şekilde geliştirilmesi.
Daha temiz ürünler: Ürünlerin tasarım ve içeriğinin tüm ömürleri göz önünde bulundurularak daha az kirlilik ve atık oluşturacak şekilde geliştirilmesi.
Sürdürülebilir kaynak kullanımı: Tedarikçiler ve müşterilerde dâhil olmak üzere, sürecin bütününde üretilen birim ürün başına daha az madde ve enerji kullanımını sağlayacak şekilde üretim sisteminin değiştirilmesidir.
3.1.2.Yaşam döngüsü analizi (Life Cycle Analysis)
Herhangi bir malzemenin, ürünün veya sürecin, bütün yaşam döngüsü boyunca çevreye yaptığı etkileri sistematik biçimde değerlendirmek üzere kullanılan bir yöntemdir. (AB Türkiye Temsilciliği, 2003:2) Bu analiz söz konusu etkinliğin, belirlenen sınırlar içerisinde, içerdiği tüm aşamalar, tüm girdiler ile ara ve son ürünlerin bir yaşam döngüsü çerçevesinden beşikten-mezara (from craddle to the grave) izlediği tanımlı bir zaman ve mekân için yapılır. Yaşam Döngüsü Analizi bir karar mekanizması olmayıp, verilecek olan kararlara yardımcı olma niteliği taşır. (Demirer, 2007: 22) Yaşam Döngüsü Analizi, sürekli gelişmekte olan, asıl olarak ürünleri hedef alan ve pek çok kullanımı bulunan bir analizdir. Yaşam Döngüsü Analizi ana olarak çevresel etiketleme kıstaslarının geliştirilmesinde, ürünlerin hammaddelerinin, üretim süreçlerinin, donanımlarının, vb. değiştirilmesi ya/ya da yeniden tasarlanması aracılığıyla çevresel etkilerinin önlenmesi/azaltılması amacıyla kullanılır. Ayrıca, bir ürünün yaşam döngüsünün hangi aşamasında daha ayrıntılı bir atık denetleme uygulamasının gerekli olduğunu belirlemek için de faydalıdır. Temel olarak yaşam döngüsü analizi, dört bileşenden oluşur. (Demirer, 2007: 22)
1.Amaç Belirlenmesi: Bu aşamada söz konusu etkinlik / yaklaşım incelenerek, problemler net olarak tanımlanır. Buna bağlı olarak da değerlendirmenin amaç ve hedefleri belirlenir.
2. Yaşam Döngüsü Envanteri: Bu aşamada ürünün değişik süreçlerinde ne kadar enerji ve hammadde kullanıldığı ve çeşitli alıcı ortamlara ne kadar atık verildiği konusunda bilgi derlenir.
3. Etki Değerlendirmesi: Envanter analizinde belirlenen çevresel yüklerin neden olduğu çevresel etkilerin, değişik başlıklar altında (sera etkisi potansiyeli, asidifikasyon, vb.) belirlenmesini içerir. Bu değerlendirme ışığında söz konusu olan değişik etkinlik ve/veya yaklaşımların değişik başlıklar altındaki etkileri karşılaştırılır.
4. İyileştirme Değerlendirmesi: İsteğe bağlı olarak yapılan bu aşamada değişik süreçler değerlendirilerek, çevresel kirlilik yüklerinin önlenmesi / azaltılması için yapılması gerekli olan iyileştirmeler ve değişiklikler belirlenir.
Ürün yaşam süreçlerinin her basamağında alınan kararlarda çevresel ihtiyaçların da dikkate alınması ve bunun ürünün tasarım sürecine uyarlanması, sürdürülebilirliğin yeni bir boyutudur. Bu boyut, ürün geliştirme sürecinin her bir basamağı için yeni bir bakış açısı ve yönetim tarzı, yeni uygulama araçları ve metotları gerektirmektedir. Ayrıca işletmeler açısından bakıldığında sürdürülebilirliğin bu yeni boyutu, yepyeni pazar fırsatlarına işaret etmektedir. (Nakiboğlu ve Zeren, 2008:486)
3.1.3.Çevresel tasarım
Çevre için tasarım işletmelerin birtakım kararlar verme yolunda kendilerini sorgulamalarını gerektirir. Bu bağlamda, ürün stratejilerini geliştirenlerin ve ürün planlamacılarının öncelikle yanıtlamaları gereken sorulara örnek olarak aşağıdakiler gösterilebilir. (Tipnis, 1993:157-162) Rekabetçi bir ürün için çevre açısından güvenli ürün yaşam eğrisi tasarımı nasıl formüle edilir? Ürün yaşam eğrisi nasıl olmalıdır? Ürün ne kadar bir süre satılmalı ya da kiralanmalıdır? Ürün fonksiyonları, özellikleri, performansı, kalitesi ve güvenirliği için en doğru rekabetçi hedefler nasıl belirlenmelidir? Ürünü gerçekleştirme süreci nasıl organize edilmelidir? İşletmeler hayatta kalabilmek için müşteri veya halkın gözünde rakiplerden daha farklı oldukları imajını da pazarlayabilmelidir. Bunun içinde yukarıda sorulan soruları sürekli sorgulamaları gerekir. Ürün veya hizmetin bünyesinde veya niteliğinde farklılık yapacak ve müşteri için daha cazip hale getirecek her türlü çaba bu stratejinin içine girmektedir. Böylece ürünün; dayanıklılığı ya da sağlamlığı artacak, kullanım güvenirliliği yükselecek ve bundan doğacak riskler azaltılabilecektir. Eğer ürün kullanıcısının başarısını arttıracak bir ana mal ise nihai ürünün kalitesini yükseltebilecektir. Böylece müşteri rakiplerin ürünlerinden daha kaliteli bulduğu işletmenin ürünlerini tercih etmiş olacaktır. Bu farklılaştırma stratejisi çevresel tasarım da; bir işlem veya ürünü çevreyi gözeterek tasarlarken tüm ürün yaşam döngüsüne dikkat etme şeklinde görülmektedir. Uygulamada, ürünün üretiminde kullanılan malzemelere, bu malzemelerin geri dönüşümüne, yeniden kullanılabilirlik kapasitelerine, uzun dönemli çevresel etkilerine, kullanılan enerji miktarına, ayrıştırma ve yeniden üretim olanaklarına, ürünün dayanıklılık ve atık karakteristiklerine dikkat edilmelidir. Bu strateji, çevresel faktörlerin ürün veya işlemin tasarımından önce veya aynı anda düşünülmesi felsefesine dayanmaktadır. (Birdoğan ve Ekrem, 2002:153–175).
Tablo.4. Çevresel Tasarım Örnekleri
Kaynak. Saner, Samim.(11–12 Kasım 1998).Çevresel Tasarım, 7. Ulusal Kalite Kongresi, Tebliğler ve Özgeçmişler CDROM’u.4.
3.1.4.Çevreci satın alma uygulamaları
Çevre bilincinin artmasıyla birlikte, satın alma politikasıyla stratejik amaçları ilişkilendirmeyi amaçlayan, diğer fonksiyonlarla işbirliği içinde olan, çevre yönetim sisteminin geliştirilmesine katkıda bulunan, yeni aktif bir satın alma yönetimi yaklaşımının gerekliliği ortaya çıkmaktadır. Satın alma stratejisi çerçevesinde, çevreyle ilgili katlanılan maliyetleri azaltmak için piyasadaki fırsatlar sürekli olarak yeniden değerlendirilmeli, çevreye daha az zarar verecek malzemeler araştırılmalı ve üretimde kullanılmalıdır. Ekolojik ve ekonomik açıdan doğru satın alma kararlarını verebilmek için, tedarikçiler sadece teklif ettikleri fiyat bazında değil, ekolojik çevreye bakış açıları da göz önünde bulundurularak değerlendirilmelidir. Bu değerlendirme, çerçevesinde, tedarikçinin üretim süreçlerinin çevre dostu olup olmadığı ve çevreyle ilgili problemlerin çözümünde işbirliği yapmaya istekli olup olmadığı da dikkate alınmalıdır. (Nemli, 2000:168)
3.1.5.Sıfır yayımlı fabrika
Sıfır yayımlı fabrikanın ana fikri, üretimin tüm girdi faktörlerini nasıl kullanabileceği sorusuna dayanmaktadır. Örneğin, insan sağlığına ve ekosisteme verecekleri olası zararlar nedeniyle ağır metallerin geri kazanılması büyük önem taşımaktadır. Bu fikrin başlangıcı, endüstriyel ekoloji disiplinine dayandırılabilir. Yeni gelişmekte olan endüstriyel ekoloji disiplininin çekirdeğini doğal ekosistemlerdeki kapalı halkalar (closed loops) oluşturmakta ve ekonomik faaliyetlerle çevre sağlığı arasındaki dengeyi korumaya çalışmaktadır. Doğal ekosistemlerin birbirine bağımlı organizmalardan oluştuğu ve aralarında kaynak değişimi yoluyla dinamik bir dengeyi korudukları göz önünde bulundurulduğunda, endüstriyel ekosistemler de birbirlerinin atıklarını ve yan ürünlerini kullanan ve ortak bir çabayla çevreye verilen zararı minimize etmeye çalışan işletmelerden oluşmaktadır. (AB Türkiye Temsilciliği, 2003: 3)
3.2.Pazarlama fonksiyonu
Çevreci Pazarlama toplumsal pazarlamadan doğmuştur. Toplumsal Pazarlama, müşterileri sadece memnun etmekle kalmayıp toplumun ilgilerini de göz önüne almayı amaçlayan bir pazarlama yaklaşımıdır. Paydaşlık teorisine göre, hedefler ve politikalar oluşturulurken bir işletmenin faaliyetlerinden etkilenecek herkesin göz önüne alınması gerekir. Bu yaklaşım, işletmelerin yeşilci olma eğilimlerini arttırmıştır. (Blythe, 2001: 305–309) Çevreci Pazarlama; sürdürülebilir gelişme, sosyal sorumluluk, çevre koruma ilişkilerine uygun ürünlerin üretilmesi, tüketicilerin istek ve ihtiyaçlarını karşılarken uzun vadede kazançlı olmayı düşünürken çevreye verilen zararı minimum düzeye indirmeyi amaçlayan pazarlama düşünüşüdür. Çevreye duyarlı ve uyumlu ürünlerin üretilmesini teşvik edici önlemler geliştirmek ve uygulamak da bu kapsamda değerlendirilmektedir. Geri dönüştürülebilir, çevreyle dost ürünlerin üretilerek; fiyatının diğerlerine oranla yüksek olmasına karşın, tüketicilerin bu ürünleri tercih etmelerini sağlamaya çalışan tüm pazarlama çabalarıdır. Sadece ürünün kendisinin çevreye duyarlı olmasından değil aynı zamanda tasarımından başlayarak üretilmesi, dağıtılması, tüketilmesi ve sonrasında yaşanan süreçlerde çevreye duyarlı olmak anlaşılmaktadır. (Altunışık-Özdemir ve Torlak, 2006: 163) Tüm pazarlama fonksiyonlarını (ürün yönetimi, dağıtım kanalı ve tedarikçi seçimi, fiyat, ambalaj, reklam, satış kararları) çevreye, insan sağlığına ve kurum imajına zarar verip vermediği yönünde sorgulamak, çevreci pazarlamanın sürdürülebilirliğini sağlamaktır. (Altuntuğ, 2008:36)
3.2.1.Çevreci tüketicinin ortaya çıkışı
Tüketiciler için çevrecilik 1960’larda bir “uyanma zamanı”, 1970’lerde “harekete geçme dönemi”, 1980’lerde “hesaplı olma zamanı” ve 1990’larda “pazardaki güç” olarak tanımlanmıştır. Özellikle bu son dönemde tüketiciler, doğal kaynakları kullanmanın sınırları olduğunun ve düşünülenden çok daha hassas gerçekleri bulunduğunun farkına varmışlardır. (Ay ve Ecevit, 2005: 239) Çevreci tüketici bir takım ürünleri (tüketicileri veya diğer insanların hayatını tehdit eder ürünleri, üretimi, kullanımı ya da atıkları çevreye önemli şekilde zarar veren ürünleri, oransız olarak büyük miktarda kaynak tüketen ürünleri; fazladan ambalajlama, ilave özellikler ve aşırı derecede kısa ömürlü olmaları nedeniyle gereksiz atığa neden olan ürünleri; hayvanlara eziyet eden uygulamaları içeren ürünleri, diğer ülkeleri olumsuz etkileyen ürünler gibi) almaktan kaçınan kişi olarak tanımlanmaktadır. Bu gelişmenin pazarlama açısından etkilerine bakacak olursak, işletmelerin bu tüketicilerin ihtiyaçlarına cevap vermek için yeni ürün ve hizmetler geliştirdikleri görülecektir. Diğer yandan, medyanın ve bazı baskı gruplarının çevreci tüketicileri bilgilendirmesi, çevresel anlamda düşük performansa sahip işletmelere karşı bir tehlike oluşturmaya başlamıştır. (Özata,2006)
3.2.2.Çevreci pazarlama ve reklâm
Çevreci pazarlama stratejisi, işletmenin diğer fonksiyonlarından ayrı düşünülemez, piyasaya yeni bir ürün sürmek veya mevcut bir ürünü çevre dostu özelliklerle yeniden konumlandırmak, satın alma, finansman, insan kaynakları, üretim ve teslimat gibi bütün alanlarda ihtiyaç duyulan değişikliklerin yapılmasını gerektirmektedir. İşletme gerçekten çevre dostu olan ürünleri çevreci pazarlama stratejisiyle piyasaya sunmak istiyorsa şu sorulara vereceği cevapları değerlendirmelidir. (Nemli, 2000:172)
• Pazarlama planı söz konusu ürünün pazarında görülen çevreyle ilgili temel talepleri belirledi mi?
• Ürünün çevreye zararlı etkilerinin geçmişe göre daha az olduğu konusunda yeterli bilimsel ve teknolojik araştırma yapıldı mı?
• Ürünün yeni çevresel özelliklerinin maliyet, gelir ve kâr üzerindeki etkileri ne olacaktır?
• Değişen tüketici tutumları sonucunda pazar büyüklüğündeki değişikliklere işletme hazırlıklı mı?
• Söz konusu ürün veya ürünlerin geliştirilmesi veya yenilenmesi için ne kadar yeni yatırım gereklidir?
• Ürünün beşikten mezara bütün çevresel etkileri değerlendirildi mi?
• Ürün çevresel etkileri bakımından yeterli derecede test edildi mi?
• Çevreyle ilgili çıkar gruplarıyla görüşüldü mü? İşletme ürünleri aleyhindeki bir kampanyaya hazırlıklı mı?
• Ürünle ilgili iletişim stratejileri çevreyle ilgili yararları vurguluyor mu?
İşletmeler reklâm kampanyalarının içeriklerinde, hazırlanmasında ve sunumu sırasında hedef kitlelerine, doğaya ve çevreye duyarlı, doğanın korunmasına azami özen gösterdiklerini açıkça ortaya koyan reklâmlar sunmalı ve bunun politikalarının temelini oluşturduğunu belirtmelidir. (Erbaşlar, 2007)
3.3.Muhasebe ve finansman fonksiyonu
Çevresel Muhasebe; bir işletmenin tüm faaliyetlerinin çevresel olarak sınıflandırılması, envanterinin tutulması, envanterdeki değişimlerin izlenmesi, bu değişimlerin parasal ve/veya fiziksel boyutlarının ortaya konulması ve bunun, işletme bilançosuyla bütünleştirilip işletmenin gerçek kârlılığının ortaya konulması yönündeki düzenlemelerdir. Çevresel muhasebe, özellikle büyük işletmelerin yönetiminde giderek daha çok yer bulan çevre yönetim sisteminin bir alt sistemi veya çevre yönetim sistemini geliştirmede iyi bir başlangıç noktası olarak görülebilir. (TÜSİAD, 2005:25)
İşletmeler çevresel muhasebeyi;
* Kurumun imajını geliştirmek ve toplumlarda yükselen çevre hareketlerine cevap verebilmek için,
* Yürürlükte bulunan ve yürürlüğe konulması düşünülen çevre mevzuatına uyum sağlamak için,
* Pazar payı ve rekabet gücünü arttırmak için,
* Birçok farklı tarafla iletişime katkı sağlamak, bu anlamda, çevrede yaşayan halk, yerel yönetim ve diğer kuruluşlardan emisyon, koku, gürültü gibi konularda alınan şikâyet ve uyarıların değerlendirilmesi için,
* Yönetimsel riskleri azaltmada önemli bir rol oynadığı için,
* Çevresel performans ve halk sağlığına yönelik iyileştirmeler için,
* Kullanılan kaynaklar ve işletme maliyetlerinden sağlayacağı tasarruflar ve nihayetinde finansal performansın arttırılması için,
* Daha makul değerlerle sigortalanma imkânı sağlamak için,
* Yatırımların çevre dostu faaliyetlere yönelmesi için kullanırlar. (TÜSİAD, 2005:28)
3.3.1 Çevresel maliyetler
Çevresel Maliyetlerin hem dar hem de geniş tanımlamalarını yapmak mümkündür. Dar tanımlamada, işletmenin mal ve hizmet üretimi ile satışı sırasında doğrudan katlandığı veya ödediği konu ile ilgili maliyetlerdir. Üretim sonrasında ortaya çıkan katı atıkların bertaraftı ve/veya atık su arıtma maliyetleri, bu maliyetlerin içerisinde en fazla göze çarpan ve önemlilerindendir. Tanım genişledikçe, bu atığın toplanması ve bertaraftı sırasında harcanan işgücü ve sermayenin maliyeti ya da atık haline gelen hammaddenin ve girdilerin satın alınma değeri, belirli malzemelerin depolama maliyetleri, çevreye etki çerçevesinde alınan lisans maliyetleri de maliyet olarak kabul edilir.
Çevre koruma maliyetleri, işletmenin çevreyi korumak için aldığı önlemlere yönelik tüm harcamaları kapsar. Ancak çevre koruma harcamaları madalyonun sadece bir yüzüdür, atık ve emisyon maliyetleri, kirliliğin önlenmesi veya arıtma faaliyetlerinin öngördüklerinden çok daha fazlasını içermektedir. Dolayısıyla, atık bazı sektörlerde pazarlanabilen bir mal olmasına rağmen, genellikle hammaddelere yapılan ödeme düşünüldüğünde, atıktan elde edilecek faydanın payı daha azdır. (TÜSİAD,2005:35)